ÇORUM ÖRENYERLERİ
Alacahöyük
Örenyeri
Alacahöyük, Çorum'un 45
km. güneyinde, Alaca İlçesi'nin 17 km. kuzeybatısında yer
almakta olup, Boğazköy'e 34, Ankara'ya ise 210 km. uzaklıktaki
Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir.
Höyük,
bilim alemine ilk kez 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından
tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren höyük Orta Anadolu'yu
ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur. 1861 yılında
ise G. Perrot Anadolu gezisi sırasında höyüğe gelmiş ve
kapının sağ ve solundaki dört köşe kulenin planı ile orthostatlardan
birini açığa çıkarmışır. Perrot bu çalışmadan sonra bu kabartmaların
hitit dönemine ait olduğunu da ilk olarak ileri süren kişi
olmuştur.
Törensel Sembol
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binin ikinci yarısı,
Yüksekliği 34 cm. Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Anadolu'nun tarihi coğrafyasında
emeği büyük olan W. Ramsey de Wilson ile birlikte 1881 yılında
höyüğü inceleyerek birkaç yeni kabartmayı daha önce bilinenlere
eklemişlerdir. 1893 yılında ise E. Chantre Anadolu'ya geldiğinde
ilk olarak höyüğe gelmiş ve o da sfenkslerin arasındaki
dört köşe dehlizi ve onun gerisindeki ikinci kapıyı ve kapının
sövelerini ortaya çıkarmıştır. Kabartmaların mülajını alan
Chantre, kabartmaların konularına bakarak, Perrot gibi burasının
bir saraydan ziyade mabet kapısı olabileceğini ileri sürmüştür.
Sfenksli kapının güneyindeki aslanları da inceleyen Chantre
bu kapılardan biri üzerinde yer alan yazının Frig yazısı
olduğu görüşünü Ramsey'in yazısından sonra daha da kuvvetlendirmiştir.
Daha sonra 1906 yılından
beri Boğazköy'de çalışan H. Winckler, Makridi Bey ve İstanbul
Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil Ethem Bey'in teklifi üzerine
Höyük'te araştırma yapmaya karar vermişlerdir. 1907 yılında
Makridi Bey sfenksli kapıda yaklaşık 15 gün süren bir çalışma
yapmış, bu çalışma sonucunda kapı önünde birkaç yeni orthostat
daha bulmuştur. Höyüğün birkaç yerinde sondaj çalışması
yaptıktan sonra, höyüğün kuzey eteğindeki poterni (girişi)
görerek bunu Boğazköy'deki poternle karşılaştırmıştır.
Höyük'te gerçek anlamda
ilk sistemli kazılar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk tarafından
başlatılmıştır. 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit
Zübeyr Koşay, Remzi Oğuz Arık ve Mahmut Akok gerçekleştirdiği
ilk kazı çalışmaları 1983 yılına kadar sürdürülmüştür. Bu
tarihten itibaren ara verilen kazılara 1997 yılında Prof.
Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından tekrar başlanmıştır.
Törensel Sembol
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 24 cm. Dövme ve dökme tekniğiyle yapılmıştır.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Yapılan araştırma ve kazılar
sonucunda Alacahöyük'ün Kalkolitik Çağdan günümüze kadar
kesintisiz olarak iskâna sahne olan höyükte 4 kültür
katı tespit edilmiştir. Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve
Frig dönemlerini kapsayan bu katlar kendi aralarında 15
ayrı mimari tabakaya ayrılmaktadır. Buna göre;
Kalkolitik Çağ : M.Ö. 4000-3000
ana toprak üzerine 15-9 tabakada,
Eski Tunç Çağı : M.Ö. 3000-2000 8-5 tabakada,
Hitit Çağı : M.Ö. 1800-1200 4-2 tabakada,
Frig Çağı : M.Ö. 750'den itibaren 1. tabakada yer almaktadır.
Höyük'te Kalkolitik Dönemde
gerçekleştirilen ilk iskân kuzey kısımları tepeciklerle
korunan ve su seviyesinden yüksek bir konumda güneye bakan
bir alan seçilerek gerçekleştirilmiş olup, bu yerleşme küçük
bir köy durumundan ileriye gidememiştir. Bu dönemde mimari,
taş temel ve kerpiçle örülen duvara dayanıyordu; çatı saz
ve kamışla örtülerek, üzeri düz dam toprakla sıkıştırılıyordu.
Geyik Heykeli
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 52.5 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Kalkolitik Dönemi takip
eden ve 4 yapı katı ile temsil edilen Eski Tunç Çağı Alacahöyük'te
13 kral mezarı ile önem kazanmıştır. 5. ve 7. kata ait olduğu
ileri sürülen mezarlar şehrin özel bir alanında yer almaktadır.
Bunlar biçimleri bakımından Anadolu'nun ve hatta Önasya'nın
eşsiz mezar örnekleri olarak nitelenebilir. Mezarlar yetişkin
erkek ve kadınlara aittir. Bu mezarlara çocuk ve bebek gömülmemiştir.
Ayrıca bu mezarlarda birden fazla gömüye de rastlanmamıştır.
Orta Anadolu'daki diğer mezar tiplerinin aksine Alacahöyük'te
hem mezarların hem de ölülerin istikametinde bir birlik
vardır. Ölü hediyeleri Eski Tunç Çağında Ege ve Önasya'da
bilinenlerin en zengini ve çeşitlisidir. Bunların arasında
bugüne kadar benzerlerine diğer kültür bölgelerinde rastlanmayan
güneş kursları, geyik ve boğa heykelleri, süs eşyaları,
kama, kılıç, balta gibi savaş aletleri ile pişmiş toprak,
taş, altın, gümüş, tunç, bakır ve elektrondan yapılmış eserler
de vardır. Eski Tunç Çağında Alacahöyük'ün mimari sistemi,
Anadolu'nun özgün yapı tekniğine dayanmaktadır; bu tekniğe
göre yapılan taş temelli, kerpiç duvarlı, düz tavanlı, sıvalı
taban ve toprak çatılıdır.
Alacahöyük'ün şu an görülebilir
kısmını oluşturan Hitit tabakaları üç yapı katından oluşmaktadır.
Bu dönemde, 250 m. çapında daireye yakın şekildeki höyüğün
kenarında bir savunma sistemi oluşturulmuş olup, savunma
sistemi üzerinde şehre girişi sağlayan iki ana kapının varlığı
tespit edilmiştir. Bunlardan biri güneydoğudaki sfenksli
kapı, diğeri höyüğün batısındaki kapıdır.
Kadeh
Altın, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 13.9 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Höyük'te olası şehrin dinsel
kapısını oluşturan güneydoğudaki sfenksli kapıda, iki sfenks
yer almaktadır. İki metreden yüksek olan ve monolit taş
lentoları üzerine yontulmuş olan sfenks protomlarında başlar
dikkati çekmektedir. Dışarı taşkın şişkin gövdeli sfenksler
ayrık ve kısa bacaklar üzerinde durmaktadır. Doğu tarafındaki
sfenksin iç yüzünde pençelerinde tavşan taşıyan çift başlı
kartal bulunmaktadır.
Sfenksli kapının doğu ve
batısında yer alan kulelerin altında bulunan kabartmalar
alçak kabartma tekniğiyle işlenmiş, ayrıntılar plastik olarak
verilmiştir. Batı kulesi orthostatlarının hemen hemen hepsi
tüm bir friz olarak izlenir. Bu kısımda altta kült-libasyon
konularının ve üst sırada ise av sahnelerinin betimlendiği
görülmektedir. Fırtına tanrısı onuruna kutlanan ve Hitit
dini metinlerinden de bilinen bayram törenlerinde başrahip
ve rahibesi olan kral ve kraliçe burada boğa karşısında
dua pozisyonunda gösterilmiş, bunu izleyen kabartmalarda
ise törenin diğer bölümleri betimlenmiştir. Doğu kulesindeki
kabartmalarda oturan tanrıça önünde dua eden şahıslar yer
almaktadır; bunlar kült törenlerinin devam ettiğini göstermektedirler.
Gaga Ağızlı
Kap
Altın, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 14.3 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Sfenksli kapıdan içeri girip,
giriş kompleksini geçtikten sonra sağ tarafta "Mabet-Saray"
olarak adlandırılan büyük bir Hitit yapısının temelleri
görülmektedir. Bu yapı, çeşitli depo odaları ve diğer komplekslerden
oluşmaktadır.
Boğazköy
Örenyeri
Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri,
Çorum İli'nin 82 km. güneybatısında yer almakta olup Ankara'ya
uzaklığı ise 208 km'dir. Hitit devletinin eski çekirdek
bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri
Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda, ovadan 300 m. yükseklikteki
sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle
çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır.
Şehir kuzeye doğru açık olup kuzey kısmı dışında diğer kısımları
surla çevrilidir.
Hattuşaş örenyeri ilk kez
1834 yılında Charles Texier tarafından gezilmiş ve dünyaya
tanıtılmıştır. Bu kalıntılarla Hitit devleti arasında ilk
kez bir bağ kuran kişi Sayce'tır. Bu zamana kadar Hitit'lerin
merkezinin Suriye olduğu sanılmaktaydı. 1882'de Carl Human,
Otto Puchstein ile Boğazköy'e birlikte gelmiş ve ilk kez
toplu bir plan çalışması yapmıştır. Halen Pergamon Müzesinde
bulunan Yazılıkaya'nın kalıplarını da çıkarmışlardır. E.
Chantre ilk test kazısını 1893-1894'te gerçekleştirmiş,
1905 yılında ise Makridi ve H. Winckler Boğazköy'ü gezmişler
ve 1917 yılına kadar devam eden kazı çalışmalarını yürütmüşlerdir.
1932 yılında ise Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Kurt Bittel
tarafından başlanılan sistemli kazılara II. Dünya savaşı
sırasında bir süre ara verildikten sonra, yeniden başlanmış
ve 1978 yılına kadar çalışmalar aralıksız sürdürülmüştür.
1978 yılından 1993 yılına kadar Dr. Peter Neve başkanlığında
yürütülen kazı çalışmalarını, 1994 yılından itibaren Dr.
Jurgen Seeher üstlenmiştir.
Boğazköy (Hattuşaş) örenyerinde
M.Ö. III. binden itibaren yerleşim görülmektedir. Bu dönemdeki
küçük ve müstahkem yerleşmenin Büyükkale ve çevresinde olduğu
tespit edilmiştir. M.Ö. 19. ve 18. yüzyıllarda Aşağı Şehir'de
Asur Ticaret Kolonileri Çağı yerleşmeleri görülmektedir
ve şehrin adına ilk kez bu çağa ait yazılı belgelerde rastlanmıştır.
Boğazköy (Hattuşaş)
Sfenski
Kalker, M.Ö. 14-13. Yüzyıl, Yüksekliği 2.58 m, Boğazköy
güney kapısının say yanındaki sfenks olup Almanya'da Berlin
Müzesin'nde sergilenmektedir.
Hattuşaş'taki ilk gelişme
dönemi büyük bir yangınla sona ermiştir; bu yangının sorumlusu
Kuşşara kralı Anitta olmalıdır. Belgelere göre hemen bu
tahripten sonra yaklaşık M.Ö. 1700 yıllarında yeniden yerleşime
açılan Hattuşaş 1600'lerde Hitit devletinin başkenti olmuştur;
kurucusu tıpkı Anitta gibi Kuşşara kökenli olan I. Hattuşili'dir.
Hattuşaş başkent olduktan
sonra şehrin gelişmesinin en uç noktasında anıtsal bir yapılaşmayla
karşılaşılmaktadır; 2 km. genişliğindeki şehir saray, tapınak
ve mahalleleriyle M.Ö 13. yüzyıldaki haline kavuşmuştur.
Hattuşaş'ın ikinci gelişme döneminde imparatorluğun son
yıllarında hem içte hem de dışta üç önemli Hitit kralı etkin
olmuştur. Bunlar III. Hattuşili, oğlu IV. Tudhalia ve onun
oğlu II. Şuppiluliuma'dır. II. Şuppiluliuma'nın son dönemlerinde
(M.Ö. 1190) ekonomik sıkıntılar ve iç karışıklıklar nedeniyle
yıkılan Hitit devletinden sonra Boğazköy 4 yüzyıl boyunca
terk edilmiştir. Daha sonra buraya Frigyalılar (M.Ö. 8.
yy. ortaları) yerleşmiştir. Hellenistik ve Roma Döneminde
(M.Ö. 3. - M.S. 3. yy.) Hattuşaş küçük surla çevrili bir
beylik merkezi, Bizans Döneminde ise bir köy durumundadır.
Boğa Ritonları
Pişmiş topraktan törensel içki kapları, Eski Hitit Dönemi,
M.Ö. 16. yüzyıl, Yükseklikleri 90 cm.,
Fırtına tanrısının iki boğasını simgelemektedir.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Hattuşaş'ın "Yukarı
Şehir" olarak bilinen kesimi 1 km² den daha büyük
bir yüzölçüme sahip, eğimli bir arazidir. Bu alan M.Ö. 13.
yüzyılda Geç İmparatorluk Çağında şehrin gelişmesine sahne
olmuştur. Yukarı Şehir'in geniş bir bölümü yalnızca tapınak
ve kutsal alanlardan oluşmaktadır. Yukarı Şehir geniş bir
kavis halinde onu güneyden çeviren bir surla donatılmış
olup, sur üzerinde 5 kapı mevcuttur. Şehir surunun en güney
ucunda ve kentin en yüksek noktasında bastion ile sfenksli
kapı yer almaktadır. Diğer dört kapıdan güney surunun doğu
ve batı ucunda karşılıklı Kral Kapısı ve Aslanlı Kapı yer
almaktadır.
Yukarı Şehir'de görülen
yapılaşma üç evrelidir. Birinci evre ilk surların inşaatı
ile çağdaştır. İkinci evre, surlarda görülen ilk tahribattan
sonraki yeniden yapım ve tapınak kentinin son biçimini almış
olması ile belli olan evredir. Son evrede ise mevcut yapılarda
görülen tadilat ve tamiratlar dışında dinsel amaçlar dışında
bir yeni yapılaşma başlamıştır. Yukarı Şehir'de "Mabedler
Mahallesi" olarak bilinen alan sfenksli kapıdan; Nişantepe
ve Sarıkale'ye kadar uzanır. Bu alanda çeşitli evrelere
ait bir çok tapınak açığa çıkarılmıştır. Tapınak planlarının
genel karakteri, bir orta avludan girilen ve birer dar ön
mekân ile derin ana mekânlardan oluşan kült
odaları grubunun yapıyı biçimlendirmesidir.
Tapınaklarda ele geçen malzemeler beş gruba ayrılmaktadır.
1- Seramikler,
2- Aletler,
3- Silahlar,
4- Kült objeleri,
5- Yazılı belgeler.
Yukarı Şehir'in girişinde,
Büyükkale'nin hemen önünde yer alan Nişantepe ve Güneykale'de
Hitit sonrası yapılaşmalar dikkat çekicidir ve bu M.Ö. 7-6.
yüzyıla tarihlenen Frig yerleşmesidir. Hitit Döneminde bu
alan topoğrafyaya göre üç bölümde incelenir:
Büyükkale'nin güneyindeki
geçit (viaduct), Yukarı Şehir'e giden yolun iki tarafında
ve Nişantepe'nin kuzeyinde önceden yerleşilen plato ile
Güneykale'nin yerleşim alanı.

Kadeş antlaşması
Çivi Yazılı Tablet
Pişmiş toprak, M.Ö. 13. yüzyıl, 13.8x17.6x5.1 cm. ve
9.2x4x2.7 cm., Hitit Kralı 3. Hattuşili ile Mısır Firavunu
2. Ramses arasında M.Ö. 1280-1269 yılları arasında yapılan
dünyanın ilk yazılı antlaşmasından iki parça. İstanbul Arkeoloji
Müzesi
Kuzey ve güney binası dışında
önemli bir yapı da Batı Binası ve Saray Arşividir. Büyük
bir yangınla tahrip olmuş binanın yamaçta iki bodrum katı
olduğu düşünülmektedir. Bu iki bodrum katında yaklaşık 3300
adet bulla ve 30 çivi yazılı tablet bulunmuştur. Bullaların
2/3'ü büyük kral mühürleri taşımakta ve kronolojik listeye
göre I. Şuppiluliuma'dan Hattuşaş'ın son kralı ve onun torunu
II. Şuppiluliuma'ya kadar kralları temsil etmektedir. Kral
mühürleri yanında kraliçe mühürleri de açığa çıkarılmıştır.
Güneykale'deki yapılaşma
ise II. Şuppiluliuma tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu
alanda geniş bir gölet ile üç ayrı noktasında üç yapı mevcuttur.
Oda 1 ve 2 olarak adlandırılan ve ayakta duran iki yapıdan
oda 2, göletin kuzey köşesinin batısında yer alır. Tek mekânlı
olan bu oda içe doğru daralarak küçülen parabol biçimli
bir kubbeye sahiptir. Oda 1'de ise in situ olarak az kalıntı
ele geçmiştir. Oda 2'nin duvarlarının üçü de kabartmalarla
bezelidir. Karşı duvardaki ana tasvirde sola dönmüş, uzun
elbiseli bir figür vardır. Yuvarlak başlığı üstünde kanatlı
bir güneş kursu bulunmakta, sol elinde litus, sağ elinde
ise ankh motifini tutmaktadır. Doğu duvarında Şuppiluliuma'ya
ait kabartma vardır. Karşısındaki batı duvarında ise hiyeroglif
kitabe yer almaktadır.
Boğazköy -
Hattuşaş Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı
Hattuşaş kalıntılarına 2 km. uzaklıktadır. Resimde anıt
üzerinde kabartma tanrıların yürüyüşü sahnesi görülmektedir.
Hattuşaş örenyerinde Büyükkale'de
yapılan kazılar M.Ö. 13.-14. yüzyılda Hitit krallarının
saray yapılarını ve bunları koruyan sur sisteminin özelliklerini
gün ışığına çıkarmıştır. Giriş kapısı güneybatıda olan kalenin
surları, sandık duvar tekniğiyle inşa edilmiştir.
Büyükkale'de bir bütün halinde
saray yapısı görülmez, kazılar sonucunda ortaya çıkan farklı
boyutta ve türdeki yapılar, büyük iç mekânlar, avlular
ve direkli galeriler yoluyla birbirine bağlanarak kale içindeki
bütünü oluştururlar. Kalede arşiv odaları, depo odaları,
büyük kabul salonu, su kültü ile ilgili bina ve kutsal mekânlar
yer almaktadır. Hitit sonrasında ise kalede Frig yapı kalıntılarına
rastlanmıştır.
Boğazköy'de en önemli mimari
alanlardan birisi de Büyük Mabet'tir. (1 No.lu Mabet) Hattuşaş'ta
kuzey şehrin merkezini oluşturan Büyük Mabet, Hati'nin Fırtına
Tanrısı ve Arinna Şehri Güneş tanrıçasının evi olarak yapılmıştır.
Tapınak iki aditonlu olup, tapınağın çevresinde kaldırım
taşlı yollar, meydanlar ve bunların arkasında bu yollara
açılan dört yönde depo odaları yer almaktadır. Büyük Mabet,
Aşağı Şehir mahallelerinden bir temonos duvarı ile ayrılmaktadır.
Taş bir teras üzerine kurulan Büyük Mabet'in, kutsal bir
merkez olduğu kadar, ekonomik bir merkez olarak da kullanıldığı
magasinlerde açığa çıkarılan büyük küplerden anlaşılmıştır.
Yine mabedin doğu magasinlerinde tabletlerin bulunması burada
bir arşivin olduğunu da ortaya koymuştur.
Büyük Mabetin etrafı ikinci
derecede önem taşıyan yapılarla çevrilmiştir. Bunlardan
en önemlisi yamaç evidir. Büyüklüğü, planı ve çok katlı
oluşuyla dikkat çekmektedir.
Yazılıkaya Tapınağı
Hattuşaş örenyerinin 2 km.
kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya Tapınağı, önünde Hitit
mimari özelliklerinin yansıtıldığı iki kaya odadan oluşmaktadır.
Yazılıkaya Tapınağı'nın
kayalığa yapılmış olan bu odaları "Büyük Galeri"
(A odası) ve "Küçük Galeri" (B Odası) adıyla anılmaktadır.
Büyük Galeri'nin (A odası)
batı duvarı tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça
kabartmalarıyla bezeli olup her iki duvardaki figürler,
doğu ve batı duvarlarının kuzey duvarı ile birleştiği ana
sahnenin yer aldığı kısma doğru yönelmektedir. Tanrıların
genel olarak sivri bir külâhı, belden kuşaklı kısa
bir elbisesi, kalkık burunlu papuçları ile küpeleri vardır.
Çoğu zaman kıvrık bir kılıç ya da topuz taşırlar. Tanrıçaların
hepsi uzun bir etek giyer, başlarında silindir biçimli bir
başlık vardır. Doğu ve batı duvarının birleştiği kuzey duvarında,
ana sahneyi oluşturan baş tanrılar yer almaktadır. Burada
dağ tanrıları üzerinde duran Hava tanrısı Teşup ve karısı
tanrıça Hepatu ile arkasında oğulları Şarruma ve çift başlı
kartal yer almaktadır. Kral IV. Tuthalia'nın kabartması
ise doğu duvarda yer almakta olup, galerinin en büyük kabartmasıdır.
Ayrı bir girişi bulunan
Küçük Galeri'yi (B odası) girişin iki yanında bulunan aslan
başlı, insan gövdeli kanatlı cinler korumaktadır. B odasının
batı duvarında sağa doğru sıralanan oniki tanrı, doğu duvarında
ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Şarruma ve himayesindeki kral
IV. Tuthalia yer almaktadır. Bu kısımda iyi korunmuş kabartmalar
dışında kayaya oyulmuş üç adet niş bulunmakta olup, bu nişlere
bir takım hediyelerin veya Hitit kral ailesinin ölü küllerinin
saklandığı kapların konulduğu düşünülmektedir.
Ortaköy
Örenyeri
Ortaköy, Çorum İli'nin 53
km. güneydoğusunda, Alaca Ovası'nın kuzeydoğusunda, Göynücek,
Zile ve Amasya Ovalarının birleştiği boğaz üzerindedir.
Ortaköy örenyeri ilçenin 2.5 km. güneybatısında bulunan
Tepelerarası ve Ağılönü mevkiinde yer almaktadır.
Ortaköy örenyerindeki kazı
çalışmalarına 1990 yılında Çorum Müzesi Müdürlüğü'nce başlanmış
olup çalışmalara 1991 yılında da devam edilmiştir. 1992
yılından sonra Prof. Dr. Aygül Süel'in başkanlığını üstlendiği
kazı çalışmalarına aynı ekiple devam edilmektedir.
Bölge coğrafi açıdan önemli
ve tarıma elverişli oluşu nedeniyle ilk çağlardan günümüze
kadar devamlı iskâna sahne olmuştur. Bugüne kadar
sürdürülen kazı çalışmaları sonucunda, Hitit İmparatorluk
Dönemine tarihlendirilen büyük boy taşlardan yapılmış mabet-saray
kompleksi ile bu binanın 150 m. güneydoğusunda yine aynı
teknikle yapılmış üzeri kerpiç örgülü depo odaları olarak
tanımlanan ikinci mekân çıkarılmıştır. Hitit İmparatorluk
dönemi binaları içinde Roma Dönemine ait taş sanduka mezarlara
da rastlanmıştır; bu mezarlarda değişik gömülerin bulunduğu
görülmektedir.
Kazı çalışmaları sonucunda
anıtsal mabet-saray kompleksi içinde Hitit tarihine ve kültürüne
ışık tutacağı düşünülen 3000'i aşkın çivi yazılı belge bulunmuştur.
Çorum Müzesi'nde korunan, dini ve siyasi konuları içerdiği
bilinen ve bir çoğunun da mektup olduğu anlaşılan tabletler
dışında, çeşitli formalarda seramikler, metal aletler, üçgen
objeler, obsidiyenden yapılmış süs eşyaları ve mühür baskılarıda
ortaya çıkarılmıştır.
Ortaköy örenyerinde elde
edilen çivi yazılı belgelere bakarak Ortaköy örenyerinin
Hitit Dönemindeki adının Şapinuva olduğu ileri sürülmüştür.
Pazarlı Örenyeri
Alaca'nın 30 km. kuzeyindeki
Çikhasan Köyü'nde bulunan Pazarlı örenyeri, 1937-38 yıllarında
Türk Tarih Kurumu adına Dr. Hamit Zübeyr Koşay ve Mahmut
Akok tarafından araştırılmış olup yapılan kazılar sonucunda
burasının; Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig ve Klasik
Çağlarda iskân edildiği saptanmıştır. Pazarlı'nın
en önemli devrini Frig katı temsil etmektedir. Yapılan kazılar
sonucu Frig Dönemine ait kale kalıntısı ile kale taş temelli,
kerpiç duvarlı, iki katlı binalarda cephe süslemesi olarak
kabartma levhalar kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu dönem levhalarında
yürüyen savaşçılar, aslan-boğa mücadelesi, kentaur, grifon
bezemeli hayat ağacına tırmanan dağ keçileri tasvir edilmiştir.
Bu terracottalar (pişmiş toprak levhalar) Anadolu arkeolojisinin
M.Ö. 7.-6. yüzyıla ait en güzel örnekleri arasında yer almaktadır.
Pazarlı'nın Frig Dönemi
yerleşim alanı ve bu alanı çevreleyen kalenin bir maketi
ile yine buradan çıkan seramik ve diğer buluntular Çorum
ve Alacahöyük Müzelerinde, pişmiş topraktan yapılmış çok
renkli levhalar ise Çorum Müzesi ile Ankara Anadolu Medeniyetleri
Müzesi'ndeki Frig seksiyonlarında sergilenmektedir.
Eskiyapar Örenyeri
Alaca İlçesi'nin 5 km. batısında,
Alaca-Sungurlu yolu üzerinde, Boğazköy'ün 25 km. kuzeydoğusunda,
Alacahöyük'ün ise 20 km. güneydoğusunda yer almaktadır.
Eskiyapar'da ilk kazı çalışmalarına
Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi adına Raci Temizer başkanlığında
1968 yılında başlanmış olup çalışmalar 1983 yılına kadar
devam etmiştir. Bu yıldan sonra kazı çalışmaları bir süre
durdurulmuştur. 1989-1991 yılları arasında Çorum Müzesi
Müdürlüğü'nün denetiminde çalışmalara yeniden başlanmıştır.
Bu çalışmalar sonucunda höyükte kesintisiz bir iskânın
varlığı tespit edilmiştir. Höyükte Eski Tunç, Hitit, Frig,
Roma ve iki safhalı Hellenistik Dönemin izlerine rastlanmıştır.
Höyüğün kuzeydoğu ve batı
kesimlerinde Hitit İmparatorluk Çağı şehir surunun temelleri
bulunmuştur. Dikdörtgen planlı, avluları taş döşeli bu binalar
Boğazköy ve Alacahöyük'tekilerden farksız olarak, Hitit
üslubuna uygun olarak inşa edilmiştir. Höyüğün güneydoğu
kesiminde Eski Hitit Döneminden kalma mahallesinin yanmış
evlerinden çok sayıda pişmiş toprak eserler çıkarılmıştır.
Yine bu alanlarda bulunan kabartmalı kült vazoları burasının
dini bir merkez olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir.
Höyükte Hitit tabakaları
altında yer alan Eski Tunç Çağı tabakalarında yapılan çalışmalarda,
bir evin tabanı altında altın ve gümüş objelerden oluşan
bir defineye rastlanmıştır. Gümüş vazolar, Suriye şişesi,
gümüş merasim baltası, değişik tiplerde altın iğne, boncuk,
küpe ve bileziklerden oluşan define, bir taraftan Alacahöyük,
Kültepe, diğer taraftan Troya, Poliochni ve Kuzey Suriye-Mezopotamya
buluntularıyla benzerlik göstermektedir. Bu buluntular halen
Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.
Yörüklü (Hüseyindede
Tepesi)
Çorum İli, Sungurlu İlçesi,
Yörüklü Kasabası, Hüseyindede Tepesi olarak adlandırılan
mevkide kaçak kazılar sonucu tahrip edilen alanın Ankara
Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Protohistorya
ve Önasya Arkeoloji Anabilim dalı öğretim üyeleri Yard.
Doç. Dr. Tunç Sipahi ve Yard. Doç. Dr. Tayfun Yıldırım tarafından
görülmesi üzerine Çorum Müdürlüğü'nce 1997 yılında kısa
süreli bir kurtarma kazısı gerçekleştirilmiştir.
Yapılan bu çalışma sonucunda
Eski Hitit Dönemine ait bir odada aynı döneme ait kabartmalı
iki ayrı vazo parçasına rastlanmıştır. Elde edilen parçaların
restorasyon çalışmaları sonucunda birisinin İnandık vazosu
tipinde olduğu anlaşılmıştır. Diğerinin ise Hitit dini törenleriyle
ilgili bir tasvir bandı olduğu tespit edilmiştir. Bu tasvir
bandı üzerindeki en önemli sahneyi ise Boğa üzerinde takla
atan bir akrobat oluşturmaktadır. İnandık vazosu tipinde
olan ve üzerinde 4 tasvir bandı olan büyük vazonun ağız
kenarında küçük bir tekne ve başları içe bakan dört boğa
başı yer almaktadır. Tasvir bantlarında yine Hitit dini
törenleri anlatılmaktadır. Kazı sonucunda bu kabartmalı
vazoların yanı sıra Eski Hitit Dönemine ait olan matara
biçimli kap ve yuvarlak ağızlı yüksek boyunlu testiler de
elde edilmiştir.
Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne Dönüş
Çorum İline Dönüş