KAYSERİ MÜZESİ
1930 yılında Hunat Hatun Medresesi'nde kurulmuş, 1969
yılında Gültepe Mahallesi, Kışla Caddesi'nde yeni yapılan
bugünkü binasına taşınmıştır. Eserler kronolojik bir düzen
içerisinde iki büyük salon ve bahçede sergilenmektedir.
Birinci
salonda; ilkin Eski Tunç Çağı'nın boyalı ve boyasız seramikleri
ile su mermeri (alabastron) idollerinden örnekler, sonra
da Kültepe kazılarında elde edilen Assur Ticaret Kolonileri
Çağına ait eserler tipolojik olarak sergilenmektedir.
Bunların arasında çivi yazılı tabletler, pişmiş topraktan
yapılmış yuvarlak, gaga ve yonca ağızlı testiler, çömlekler,
vazolar, meyvelikler, kantharoslar, hayvan biçimli içki
kapları (rython), kalıplar, madeni eşyalar, damga-silindir
mühür ve mühür baskıları sayılabilir. Aynı salonun güney
bölümünde Geç Hitit Çağının taş heykelleri ve hiyeroglifli
stelleri bulunmaktadır.
İkinci salonda; geçiş koridorunda Frig Çağının boyalı
ve boyasız seramiklerinden sonra Hellenistik, Roma ve Bizans
çağlarının Kayseri çevresinden derlenmiş eserleri, Beştepeler
ve Garipler tümülüslerinden ele geçen mezar hediyeleri sergilenmektedir.
Bahçede; Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarının mermer heykelleri,
mezar stelleri, lahitler ve pişmiş toprak iri küpler açıkta
sunulmaktadır.
Kayseri Arkeoloji Müzesi
Kayseri İli, Merkez Melikgazi İlçesi, Gültepe Mahallesi
Kışla Caddesi No: 2'de yer alır. Müze inşaatına 1965 yılında
başlanmış olup 26 Haziran 1969 yılında teşhir ve tanzim
çalışmaları bitirilerek hizmete açılmıştır.
Müze, 8704 m²lik bahçesi içerisinde 580 m²lik
iki katlı bir kullanım alanı üzerine oturmaktadır. Bina
iki büyük salon, bir koridor ve çalışma odaları ve depodan
oluşmaktadır.
Günümüzde tamamı arkeolojik eserlerden oluşan müzedeki
eserlerin teşhir ve tanziminde, eldeki imkanlar ölçüsünde
kronolojik bir düzen gözetilmiştir; eserler iki büyük salon
ve bahçede sergilenmektedir. Buna göre 1. salonun girişinde
Eski Tunç Çağının boyalı ve boyasız seramikleri ile mermer
(alabastron) idollerden örnekler verilmektedir. Salonun
devam eden bölümünde Kültepe'de açığa çıkarılan Asur Ticaret
Kolonileri devrine ait eserler, tipolojik olarak sergilenmektedir.
Bunlar arasında çivi yazılı tabletler, pişmiş topraktan
yapılmış yuvarlak gaga ve yonca ağızlı testiler, çömlekler,
vazolar, meyvelikler, silindir ve damga mühürler, hayvan
biçimli içki kapları (ryton), madeni eşyalar ve kalıplar
önemli bir yer tutar. Aynı salonun güney bölümünde Geç-Hitit
Devrine ait taş heykelleri ve hiyeroglifli steller bulunmaktadır.
II. salona geçiş koridorunda Firig Çağının boyalı ve boyasız
seramikleri teşhir edilmektedir.
II. salonda ise; Hellenistik-Roma ve Bizans çağlarının
Kayseri çevresinde bulunmuş eserleri, Beştepeler-Garipler
Tümülüsü'nden çıkarılan mezar hediyeleri ile Herakles-lahti
ve urnalar sergilenmektedir.
Bahçede; Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarının mermer
heykelleri mezar stelleri, lahitler ve pişmiş topraktan
iri küpler açıkta sergilenmektedir.
TELEFONLAR
MÜDÜR: (0 352) 232 48 12
SANTRAL: (0 352) 222 21 49
Kayseri Etnografya Müzesi
Güpgüpoğlu
Konağının selâmlık bölümünde yer almakta olup doğuda
dış kale duvarlarına yaslanmaktadır. İki katlı yoğun bir
kütleye sahiptir. Hayvanlara ait olan alt katı, bugün sergi
salonu olarak düzenlenmiştir.
Üst kata dışardan bir merdivenle çıkılır. Odalar orta hol
çevresinde düzenlenmiştir.
Müzede Kayseri yöresinin özelliklerini yansıtan Türk İslâm
kültürünün çini, silah, ahşap, maden, el yazma, halı, kilim,
erkek ve kadın giysileri ile takı ve süs eşyaları sergilenmektedir.
Ayrıca Türk-İslâm çağlarının, altın, gümüş ve bronzdan
yapılmış sikkeleri kronolojik bir düzen içerisinde sunulmaktadır.
Holün güneyindeki iki odanın büyük olanında Türk-İslâm
devletlerine ait sikkeler diğer odada ise yazma eserler,
batıdaki büyük odada, bakır ev eşyaları, halı ve kilimler
sergilenmektedir.
Kuzeydeki yarı açık köşkte topak Türkmen çadırı, bahçede
ise İslâmi döneme ait mezar taşları teşhir edilerek
ziyaretçilerin hizmetine sunulmuştur.
TELEFON: (0 352) 222 95 16
Atatürk Müzesi
Kayseri merkez, Cumhuriyet Mahallesi, Tennuri Sokağı'nda
bulunan bina; 19. yüzyıl sonunda Raşit Ağa tarafından ev
olarak yaptırılmıştır.
Bina kesme taşlardan inşa edilmiş, iki katlıdır. Atatürk
Heyet-i Temsiliye Reisi olarak 20.12.1919' da Kayseri'ye
geldiğinde bu evde kalmıştır. Bunun anısına restore edilen
binanın üst kattaki bir odasında, Kayseri'yi ziyaretleri
ile ilgili belge ve fotoğraflar sergilenmektedir.
Güpgüpoğlu Konağı
Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Cumhuriyet Mahallesi, Tennuri
Caddesi üzerinde bulunmaktadır. 1417-1419 tarihleri arasında
yapılmıştır. Haremlik ve selamlık olmak üzere iki bölümden
oluşmaktadır.
Selamlık bölümü, konağa daha sonra eklenmiş olup, bugün
Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Haremlik bölümü, harem odası, sofa, gelin odası, mutfak,
hizmetli odası, misafir odası, günlük oda ve gelin-damat
odası olarak yapılmıştır.
Sofa (salon) yalnız kapı ve kapının üzerindeki pencerelerle
aydınlatılır. Dışarıya açılan başka penceresi olmadığı için
loş, dramatik ve gizemli bir karakter taşır. Sofa'nın boyu
10 m., eni 5 m., yüksekliği ise 7 m. dir. Kapıdan "seki
altı" denilen kısma girilir. Ortada "çağ taşı" denilen bir
taş yer alır. Seki altından iki basamakla tahtalı olan üst
kısıma çıkılır. Buranın üç tarafı 30 cm. yüksekliğinde,
70 cm. genişliğinde bir divanla çevrilmiştir. Sofa'nın yan
duvarlarında gömülü ahşap dolap ve nişler yer almaktadır.
"Yüklük" denilen bu büyük dolaplar yatakları koymak içindir.
Sofa'da mankenlerle evin sahibi ve misafirleri canlandırılmıştır.
Sofa'nın doğusunda gelin odası yer almaktadır. Konağın
yabancıların girmesinin istenmediği mahrem bölümüdür. Sedirleri,
gömme dolapları ile çok amaçlı olarak kullanılmaktadır.
Sofa'nın batısında bir kapı ile ön mutfağa, oradan da
asıl büyük mutfağa (tokana) geçilir. Yemek pişirmek için
yapılmış ocak, tokana'nın en belirgin özelliğidir. Burada
mankenlerle mutfaktan günlük işleri yapan ev kadınları canlandırılmıştır.
Tokana'nın kuzeyinde eve sonradan eklenmiş bir kabul (misafir)
odası vardır. Misafir odasının karşısında da konağın işlerini
gören hizmetçilere tahsis edilmiş, küçük bir oda yer almaktadır.
Hizmetçi odasının üzerinden ahşap merdivenle ikinci kata
çıkılır. İkinci katta gelin-damat odası ve günlük oda yer
almaktadır.
Yazlık köşk kısmı, konağın batısındadır. Ahşap kolonlar
üzerinde yükselir ve binaya sonradan ilave edilmiştir. Tavanı
işlemeli olan köşkün önünü dekoratif taşlarla yapılmış bir
havuz süsler.
Evin Tarihi
Kayseri'nin tarihinde de yazıldığı gibi 1419'da Mısır
Kralı El Müeyeddin'in yardımı ile burada Zülkadiroğulları
devleti kurulmuştur. Mısır'da o zamanlar Memlûkler
saltanat sürüyordu. Memlûkler zamanında Kahire'de
yapılan camilere bakarsak sofa'nın içinde, pencere kenarlarında
kullanılan sütunların, onların zamanında yapılanlarla aynı
olduğunu görürüz; ayrıca kapı üzerindeki siyah-beyaz taşlarla
örülen kemerde ve kapı yanlarındaki taşa oyulan nişciklerdende
bir Arap havası sezmek mümkündür.
Fatih Sultan Mehmet 1468 de burayı bir Osmanlı eyaleti
haline getirmişti. Kayseri bedesteninin kuzey tarafındaki
eski Pamukçular Çarşısı'na açılan kapının üzerindeki mermer
kitabeden banisinin Kayseri Emiri Mustafa Bin Abdullah Bey
olduğu ve binanın 1497 yılında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkeme sicillerindeki kayıtlarla, vakfiyesinde yazılı bilgilerden
bu zatın Bursalı olduğu yazılmaktadır. Buradan da Bursalı
ustaların Kayseri'de çalıştıklarını anlıyoruz.
Evin yapılış tarihi: 1419-1497 yılları arasıdır.
Çifte Medrese, Kayseri
(Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi)
Kayseri'de Çifte Medrese adıyla tanınan bina birbirine
bitişik, açık avlulu iki yapıdan teşekkül eder. Birinin
diğerinden daha enli olması dışında her iki bina da tipik
medrese şemasına sahiptir. Ancak form bakımından görülen
benzerlik fonksiyon bakımından görülmez; çünkü batıdaki
bina bir şifahane, doğudaki tıp medresesidir. Diğer bir
deyişle biri sağlık, öbürü eğitim kurumudur.
Gerek şifahane gerekse medrese bir açık avlu etrafında
tertiplenen dört eyvanlı şemaya uygun olarak inşa edilmiştir.
Şifahane, dış ölçüleri 41x32.50 m. olan dikdörtgen biçiminde
bir yapıdır. Dört köşe avlusunun bir kenarı 12.50 m. olup
üç yanı üç kemerli revaklarla çevrilidir. Ana eyvanın önüne
rastlayan dördüncü revak tek açıklıklı yapılmıştır. Eyvanlar
geniş açıklıklı orta kemerlerin gerisinde bulunur. Kuzeye
düşen ana eyvan 10.50 m. derinliğinde ve 9 m. eninde büyük
ve yüksek bir mekândır. Ana eyvanın iki yanına odalar
konulmuş bunlardan batıdaki küçük bir oda, doğudaki ise
birinden ötekine geçilen iki dikdörtgen oda şeklinde tertiplenmiştir.
Portal yapının uzunlamasına ekseni üzerinde değildir; avlunun
batısındaki revağın ekseni üzerinde bulunur. Beşik tonozlu
dar bir geçitle şifahane bölümüne içeriden bağlanmış olan
medrese, şifahaneden bir metre kadar geride yer almıştır,
bununla giriş cephesindeki iki yapı vurgulanmak istenmiştir.
Bu küçük fark göz önüne alınmazsa medresenin derinliği şifahaneninkine
eşittir denilebilir. Ancak eni daha dar olup 27.50 metredir.
Dolayısıyla avlusu da 14.00x8.00 m. ölçülerinde bir dikdörtgendir.
Şifahanede olduğu gibi burada da bir revak avlunun dört
tarafını çevirir. Dikdörtgen avlunun uzun kenarında revak
üç kemerlidir ve yan eyvanlar orta açıklığın gerisinde bulunur.
Avlunun dar kenarı kuzeyde, ana eyvanın önünde, tek kemerli;
güneyde ise iki kemerlidir. Bu durum güneydeki binanın ekseninden
kaydırılarak kemerlerden batıdakinin arkasına konulması
zorunluluğunu doğurmuştur. Medresenin ana eyvanı, şifahanenin
ana eyvanından daha dar ve daha az derindir (9.70x7.50 m.);
bu eyvanın iki yanında ise biri büyük diğeri küçük iki oda
vardır.
Doğu eyvanıyla yapının kuzeydoğu köşesindeki oda arasında
bulunan ve altlı üstlü mezar mahzeni ile mescit kapıları
avluya bakan türbe, dıştan sekiz köşeli mescid katı ve sekiz
köşeli prizmatik külâhı ile tipik bir Selçuklu türbesidir.
Mescidin içi silindir biçimindedir. Karşılıklı olarak duvarlarına
biri dikdörtgen, öbürü yarımdaire sekiz niş açılmıştır.
Bunlardan güneydoğudaki yarım-daire niş mihraptır. Dış görünüşü
itibariyle sekizgen olan külâh içte de sekiz köşeli olarak
yükselir ki, bu duruma külâhlarının içi daima kubbeli olan
Anadolu Selçuklu türbe mimarisinde az rastlanmaktadır. Medresenin
portali yine şifahanede olduğu gibi, batı revağının ekseni
üzerinde, yanı soldadır.
İki binadan meydana gelen iki kapılı manzumeden yalnız
şifahanenin portali üzerinde bulunan kitabe günümüze kadar
gelmiş bulunuyor. Kitabeden şifahanenin 602 H.(1205) yılında
II. Kılıç Arslan'ın kızı ve I. Gıyâseddin Keyhüsrev'in kardeşi
Gevher Nesibe Hatun'un vasiyeti üzerine inşa edildiğini
öğreniyoruz. Şifahaneye bitişik olan Tıp Medresesi ise Gıyâsiye
Medresesi adıyla tanınır ve Gıyâseddin Keyhüsrev (1192-1196,
1204-1210) tarafından yaptırıldığı kabul edilir. Ancak Tıp
Medresesi'nin Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından yapıldığına
ilişkin kesin bir bilgi yoktur. Selçuklu Döneminde yan yana,
fakat değişik fonksiyona sahip iki yapının başka şahıslarca
yaptırıldığı vâkidir. Buna örnek olarak Divriği Ulu Camii
ve Darüşşifa'sını gösterebiliriz. Diğer yandan bunun tam
tersi durumlar da söz konusu olabilmektedir. Kayseri'de
Hacı Kılıç Camii ve Medresesi veya Mahperi Huand Hatun Külliyesi
gibi. Şu halde, Çifte Medrese'nin iki binasını da aynı şahsın
yaptırmış olması imkansız değildir.
Medrese ve şifahanelerde bulunan türbelerde genellikle
bunların bânilerinin yattığı bir gerçektir. Meselâ I. Keyhüsrev'in
oğlu I. İzzeddin Keykâvus (1210-1219) Sivas'ta kendi yaptırdığı
darüşşifadaki türbede gömülüdür. Gıyâsiye Medresesi diye
bilinen medresede de bir türbe var, fakat bu türbenin Gıyâseddin
Keyhüsrev'e ait olmadığını biliyoruz. Çünkü bu sultan Konya
Alâeddin Camii'nin haziresindeki Kümbedhâne'de gömülüdür.
Dolayısıyla türbenin Gevher Nesibe Hatun'a ait olduğunu
düşünmek gerekir. Ancak bu takdirde türbenin neden Gevher
Nesibe Hatun tarafından yaptırıldığı kitâbesiyle sâbit olan
şifahane kısmında değil de medrese kısmında bulunduğu sorusu
karşımıza çıkıyor. Bu sorunun cevabı iki şekilde olabilir:
Ya şifahane aslında türbenin bulunduğu bina idi ve kitabe
sonradan bu binanın portalinden sökülüp bugün şifahane olarak
tanınan binanın portaline konulmuştur ya da her iki bina
aynı kimse tarafından yaptırılmış ve bâniyesinin türbesi
külliyenin uygun bir yerine oturtulmuştur. Biz bu iki ihtimalden
ikincisinin doğru olduğu kanısında bulunuyor ve Çifte Medrese'nin
tamamının Gevher Nesibe Hatun'un vasiyeti üzerine yaptırıldığını
ve türbede de bu sultanın yattığını sanıyoruz.
Çifte Medrese bugün Mimar Sinan Parkı içinde kalmakta
olup Erciyes Üniversitesi'ne bağlı Tıp Tarihi Müzesi olarak
kullanılmaktadır.
TELEFONLAR:
(0 352) 437 52 72
(0 352) 231 35 65
Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne Dönüş
Kayseri İline Dönüş