19. yy. sonundaki nüfus sayımından önceki
nüfus ve özelliklerini bilmiyoruz. Kentteki anıtların dağılışına
göre önce kale içi ve çevresinde olan yerleşmenin giderek
artığı, vadiyi doldurduğu, güvence ve refahın artmasıyla
da bağların yazlık mahallelere dönüştüğünü söyleyebiliriz.
Eskiden de herhalde nüfus on bini aşmamış olmalıdır.
Eski dönemde beyler, yöneticiler, Rumlar
dışında homejen bir toplum olduğu söylenebilir. Yüksek gelir
düzeyi ve devrin kapalı ekonomisi bunu sağlıyordu. Her ailenin
iki evi olması bunu kanıtlıyor. Üretim ve ticaret bir lonca
düzeni içinde birbirini denetliyor ve destekliyordu. Lonca
kalktıktan, ekonomik düzen bozulmaya başladıktan, Demir
Çelik Fabrikası da kurulduktan sonra sosyal sınıflar ortaya
çıktı. Bugünkü sınıflar nüfüsa göre şöyledir. İşçiler %37,
memurlar %20, küçük esnaf %11 zenaatçı %8, tacir %4, çiftçi
%1, diğerleri %19.
Safranbolu çevresinde bazı yürük köyleri
vardır. Bunların başlıcaları Yürük, Hacılarobası, Davutobası’dır.
1935’lerde yerleşmiş diğer yürüklerin dışında göçebe olanlar
(tahtacı ve çepniler) da vardır. Ayrıca Kürtler ve Zazalar
da göçebe olarak çevrede yaşarlardı.
Folklor
Safranbolu bölgenin en güçlü folklor varlığına
sahiptir. Gelenekleri, töreleri, masalları, türkü, müzik
ve oyunları, ayrı ayrı incelenmeye değer konulardır. Bütün
bu folklor öğelerinin arkasında Türk toplumunun özelliklerini
görürüz.
EKONOMİ
Safranbolu evlerini incelerken evlerin
büyüklüğü, düzgün, sağlam yapılışı, iç düzenlemenin zenginliği,
geniş, bol meyveli, içinde havuzu, havuzlu köşkü olan bahçeleri
her ailenin yazlık - kışlık iki evi olması insanlarının
güngörmüşlüğü, inceliği, saygınlığı bizi Safranbolu'daki
bu zenginliğin nedenlerini araştırmaya iter.
Tarım
Kent içinde kapalı ekonomi sonucu herkes
kendi yiyeceğini kendisi üretir. Bunlar sebze, meyve ve
mevsimlik hazırlanarak saklanabilen yiyecek maddeleridir.
Bunun dışında dışarıdan et, yağ, şeker satın alınır. Safranboluluların
çok büyük bir bölümünün kent çevresinde tarlaları vardır.
Şimdi Demir Çelik Fabrikalarının bulunduğu alanda da eskiden
çeltik tarlaları vardı. Buğday, arpa, pirinç ve saman ortakçıya
verdiği bu tarlalardan gelirdi.
Safran:
Kentin adı "Safran"la başladığına
ve bugün bile yetiştirildiğine göre safrandan biraz daha
ayrıntılı söz etmek doğru olur. Süsengillerden (iridaceae)
safran (Crocus sativus L.), soğanlı, çiğdeme
benzer, eflatun-mor çiçekleri olan bir bitkidir. Eylül-ekim
aylarında çiçek açar.Dişi organın tepecikleri gün doğarken
toplanır. Dikildikten bir yıl sonra çiçek açar. İki yıl
çiçeği toplanır sonra sökülür. Yüz bin çiçekten toplanan
tepeciklerin ağırlığı ancak 1 kg olur.
Kullanılışı: Kokusuz
boyar madde olması ve ilaç etkisi nedeniyle eczacılıkta,
boyacılıkta ve yemeklere katkı maddesi olarak kullanılır.
Boya olarak kendi ağırlığının yüz bin katı suyu boyayabilir.
Tarihçe: Homeros
ve Hippokrates safrandan söz ediyor. İran ve Keşmir'de uzun
yıllardan beri yetiştirilmiştir. Moğollar Çin'e, Araplar
İspanya'ya, Haçlılar Avrupa'ya yaymışlar. Eski Yunan ve
Roma'da kokusu ve ilaç etkisi nedeniyle çiğneniyor. Boya
olarak kullanılıyor.
Yetiştiği yerler: İspanya,
Fransa, Sicilya, Apenin etekleri, İran ve Keşmir'dir. Türkiye'de
İstanbul, İzmir, Safranbolu, Adana, Birecik'te yetiştirilir.
Safranbolu'da üç köyde (Akveren, Oğulveren, Davutobası)
bir kaç aile bu işle uğraşmaktadır.
Ekonomi: Safranın
yüzyıl başında ekonomik değerinin ne olduğu hakkındaki belgeler
henüz pek bilinmiyor. 19.yy sonunda Safranbolu'da ekim ayında
toplanan safranın Suriye ve Mısır'a ihraç edildiğini biliyoruz.
1923'te 3200 Osmanlı lirası değerinde safran İstanbul ve
Ankara'ya ihraç edilmektedir. Türkiye'de yetişen safran
bugün yurt ihtiyacını karşılayamamakta, dışarıdan ithal
edilmektedir.
Hayvancılık
Kent içinde her evde genellikle bir inek
vardır. Sütü için beslenir. Sabahları hergele denilen
sürünün çobanı hergeleciye verilir. Çevrede en çok
beslenen hayvan tiftik keçisidir. Sütten yoğurt, tereyağı
yapılır. Kasaplık hayvanlar daha çok erkek hayvanlardır.
Safranbolu'da koyun yenmez. Keçiden sonbaharda kıyma
denilen kavurma yapılır ve et kesilmediği zamanlar yenir.
Hayvancılık yünü, kılı ve derisi bakımından da önemlidir.
Yaylalarda yapılan arıcılık da eski devir
için önemli bir üretim koludur. Şeker yerine kullanılan
baldan ayrıca balmumu da çıkarılarak ihraç edilir. Balmumu
dikicilikte de kullanılan yardımcı bir maddedir.
Dericilik
Safranbolu'nun en önemli üretimi deri
ve deri eşyadır. Safranbolu'da dericiliğin ne zaman başladığını
bilmiyoruz. Bu işe çok uygun Tabakha ne Deresi vadisinin,
hem doğal yapısı hem de tabaklamakta kullanılan su kaynağı,
atık suyun kolay atılabilmesi, pis koku ve görünümlerin
esas kenti etkilememesi açısından belki de çok eskiden beri
tabaklığa ayrıldığını söyleyebiliriz. Dericilik 18.yy sonuna
kadar Osmanlılarda ileri bir düzeydeydi. Safranbolu'daki
dericilik hakkında Mordtmann 1852 yılında ekonomik değeri
olduğunu yazıyor. 1890 yıllarında ise 84 tabakhane sayılıyor.
Yine o yıllarda kentin nüfusu 7500 olduğuna göre dericilik
çok yoğun bir üretim kolu olmalıdır. Safranbolu'nun dış
etkenlerden uzak kalması ve makineleşmenin dericiliği geç
etkilemesi bu üretimin 20. yy ortalarına kadar az çok devamına
neden olmuştur. Loncalar 1910'da kanunla kaldırılmış olmasına
rağmen gelenekler içinde etkisi gittikçe azalarak devam
etmiştir. Daha sonra yarı işlenmiş derilerin Avrupa'ya ihracı
kârlı olmuş ve bunları satan tacirler içinden zenginler
türemiştir. 1924'te yayınlanan Safranbolu Ticaret ve Sanayi
Odasının kitapçığında yüze yakın tabakhanede 415 kişinin
çalıştığı; yemenici, kunduracı, dikici olarak 430 kişinin
olduğu; sahtiyan, manda gönü, siyah ve beyaz vakete, kösele
olarak 84.600 Osmanlı lirası ihracat yapıldığı; kösele,
glase ve rugan olarak 17.900 Osmanlı liralık Avrupa deri
ithal edildiği; çevreden 56.000 Osmanlı lirası değerinde
sığır, manda, keçi, koyun derisi getirtildiği, deri ile
uğraşan 16, yemeni, kundura, kavafiye ticareti ile uğraşan
5 tacirin olduğu yazılır. Yine aynı yıllarda Safranbolu
Debbağ Şirketi bir deri fabrikasını tamamlamak üzeredir.
Bu fabrika ne yazık ki çok kısa bir süre çalışabilmiştir.
Ayakkabı modası, köylü için daha ucuz
lastik ayakkabıların satışa çıkması yemeniciliğin önemini
azalttı. Yarı işlenmiş derilerin de Anadolu'nun çeşitli
yerlerinde kurulan fabrika ürünleriyle son olarak Demir
ve Çelik Fabrikası dericiliğin sonu oldu.
Tabakhane: Aynı
adla anılan dere boyunca bir vadi içinde yer alır. Mescidi
ve kahvesi vardır. Mescid altından çıkan su kimyasal yapısı
ile tabaklığa uygundur. Vadi kenarlarında yer alan doğal
ve yapay çukurlara bırakılan deriler belirli bir sürede
olgunlaşır. Tabaklık yorucu ve uzun süren bir iştir. Bu
işte çalışanlar lonca düzeninde örgütlenmişlerdi. Çevreden
toplanan ham deriler burada işlenerek en iyi işlenmiş deri
haline gelir. Deri işlemede kullanılan yöntem gelenekseldir.
1975'te geleneksel yöntemle ara sıra çalışan iki işlikle,bazı
işlemleri makina ile yapan iki işlik vardır.
Deri İşleyenler: Tabakhanede
işlenen deriler dikiciler ,semerciler ve saraçlar tarafından
alınır.
Arasta:Yemeni
diken dükkân sahibi dikiciler, arasta denilen çarşıda
toplanmışlardır. Yanlarında kalfa ve çırak çalıştırırlar.
Arastada 46 dükkân yer alır. Çok küçük olan bu dükkânların
her birinde 3-5 kişi çalışır. Yemeniler iplere dizili olarak
dükkânda sergilenir. Yüzyıl başında üretilen yemeni türleri
şunlardı: Kadın ayakkabıları, küçükten büyüğe: zenne,
zelgerde. Erkek ayakkabıları, küçükten büyüğe: lorta,
ürüzger, ulu ayak. Ayrıca mes ve süm süm mes
yapılırdı. Üretilen yemeniler daha çok dışarıdan gelen
kavaflara satılır. Bunlar çok sayıda hayvan ve denklerle
Safranbolu’ya gelirler. Dikiciler cumartesi günü öğleden
sonra, ürettikleri yemenileri sepetlere koyarlar ve alıcılara
toptan verirler. Alıcılar çoğunlukla iki haftada bir gelir.
Dikiciler sabahlara kadar süren uğraşlarına rağmen ancak
geçinmişler, zengin olamamışlardır. Tabak ile kasım ayından
kasım ayına hesaplaşırlar. Daha önce para kullanılmaz. Safranbolu'daki
yemeniciliğin ne kadar etkin olduğu Kurtuluş Savaşı'nda
ordu ihtiyacı bir bölümünü karşılamış olmasından anlaşılabilir.
1923'te 15.000 Osmanlı lirası değerinde kundura çevre köy
ve kasabalara satılmaktadır.
1975'te arastada çalışan bir iki dükkân
kalmıştır.
Semerciler ve Saraçlar: Ulaşımda
önemli bir araç olan at ve eşek Safranbolu ve çevresinde
çok sayıda kullanılıyordu. Bu yüzden semercilik ve saraçlık
yaygın bir üretim koluydu. Çarşıda Semerciler İçi
ve Saraçlar İçi adı verilen iki sokakta toplanmışlardır.1923’te
semercilikte uğraşan 120 kişi olduğu bilinmektedir.
1975 yılında birkaç semerci bulunuyordu.
Nalbantlık: Kent
içinde her evde bir ya da iki binek hayvanı olduğu için
bu hayvanların nallanması işlemini yapan nalbantlar vardı.
Demircilik: Çarşı
bölgesinde bugün bile yaşayan demirciler eski devrin çok
önemli bir üretim koluydular. Tarım aletleri, koşum takımlannın
parçaları, ahşap ve deri işlemeye yarayan aletler, ev ekonomisinde
kullanılan aletler, yapı üretiminde kullanılan alet ve malzemeler
(balta, keser, çekiç, çiviler, burgu, güllap, kilit,
kapı halkası, şakşağı, demiri, yel demiri, kancası vb.)
demirciler çarşısında yapılmaktaydı.
Bakırcılık: Safranbolu,
çevrenin bakır çarşısıdır. Bugün yalnız kalaycılık ve dışarıdan
getirilmiş bakır kap satan bakırcılar, eski devirde kendileri
bakır kap yapıp satıyorlardı.
Dokumacılık
Bez Dokuına: Dokumacılık
evde yapılır. Bir kapalı ekonomi ürünü olmasına rağmen üretim
fazlası satılır, yerine çoğunlukla iplik alınırdı. Yüzyıl
başında evlerin belki dörtte birinde dokuma tezgâhı vardı.
Yine yüzyıl başında artık iplik eğirilmiyor dışarıdan getirtiliyordu.
Ticaret değeri olan bez daha çok kalın bezdir. Bu bez tacire
satılır. Tacir bunu boyattırır. Mavi boyalısından (Gök
bez) köylüler erkek pantolonu yapar; üzerine çeşitli
desende baskı yapılanı ise çite bezi adıyla satılır.
Köylü kadınlar bu bezden dizlik denilen şalvar yapar.
Ayrıca yatak yüzü, bohça yapılır. Tacir satın aldığı ince
bezden ise üzerine baskı yaptırarak sofra bezi, karakalem
yazdırarak yazma baş örtüsü yaptırır ve satar. Yollu dokunan
beze alaca denir. Döşemelik olarak da kullanılır.
1923'te 72.500 Osmanlı lirası değerinde
pamuk ipliği getirilmektedir. Yine aynı yıl 350 tezgâhta
bez dokunmakta ve dokunan beyaz bez çevreye satılarak 21.000
Osmanlı lirası gelir elde edilmektedir.
Bugün dokumacılık kalmamıştır.
Mutaflık: Hayvan
kılından harar, kıl heybe, yem torbası, kolan, at çulu,
kepre, sergi (bulgur vb. serilen yaygı) bazı evlerde
kadın ve erkekler tarafından dokunur. Ticaret malıdır. 1923'te
mutaflıkla uğraşan 120. kişi, ticaretini yapan 5 tacir vardır.
9 bin Osmanlı liralık satış yapılmaktadır.
Bugün mutaflık kalmamıştır.
Keçecilik: Koyun
yünü ve eşek tüyünden evde ya da dükkânda yapılır. Tümüyle
ticaret değeri olan bir iştir. 1923'te 10 keçeci olduğu
biliniyor.
GELENEK, GÖRENEK VE DİN
Gelenek, görenek ve din, azla yetinen
bir yaşama felsefesi getirmiştir. Tutumludur. Lükse düşkünlük
görülmez. Herşeyde yalınlık vardır. Yere oturur, yerde çalışır,
yer yatağında yatar, yerde yemek yer. Evde fazla eşya yoktur.
Süsleme bile malzemenin kendi yapısı içinde kalır. Malzemenin
doğal görünüşü bozulmaz. Bu yüzden zengin ve fakir evleri
kolay ayırt edilemez. Bu yalınlığa rağmen bir bolluk vardır.
Yiyeceği boldur, çeşitlidir; odası çoktur, büyüktür; evi
bile iki tanedir. Hiçbir sıkıntısı olmayan, sağlıklı bir
toplumdur.
Harem-Selâmlık
Din ve gelenekler evi dışarıya kapar,
bu yüzden ev içi ve bahçeler yüksek duvarlarla ayrılmıştır,
pencereler kafeslidir, kadın yabancı erkeğe görünmez. Bazen
aynı evin içinde bile, kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yaşarlar.
Safranbolu'da selâmlık ve harem olarak ikiye bölünmüş böyle
evler vardır. Bu düzen daha çok zengin evlerinde görülmekteydi.
Hacı Memişler’in bağ evi yanyana bitişik harem ve
selâmlıklıdır. İncelenen evler içinde Kaymakamlar Evi'nde
harem ve selâmlık girişleri değişik katta iki ayrı sokaktan
sağlanmıştır. Hacı Salih Paşa Evi’nde de harem ve
selâmlık için iki ayrı giriş ve iki ayrı merdiven vardır.
Diğer evlerde giriş tek olmakla beraber aile yaşantısını
tedirgin etmeden evin merdivenden kolay ulaşılabilen bir
odası selâmlık odası olarak kullanılır. Selâmlık odaları
biraz daha özenlidir. Eski örneklerde tepe pencerelidir.
Tavanları daha süslüdür.
Dönme Dolap:
Eski devirde ev içinde bile kadın yakın aileden olmayan erkeklere görünmediğinden
evin harem bölümünden selâmlığa hizmet eden kadınların kendini
göstermeden yemek, kahve, şurup alıp vermesi için iki oda
arasında bir dolap içinde dönme dolap yapılmıştı.
Bu dolabın raflarına konan kaplar, dolap elle çevrilerek
öbür bölüme iletilir. Bu tasarım, ayn bir selâmlık bölümü
ve hizmetlileri olmayan evlerin geleneklere uyumunu yansıtıyor.