Suleymaniye Camii
Osmanlı'nın
eski yapılarında, iki önemli konuya özen gösterilirdi. Bunlardan
biri yapının yapılacağı yer, ikincisi de yapının bölümlerinin
birbirine uyum sağlamasıdır. Yeri bakımından yapısı yüksek
bir alanda bulunsun, bulunmasın yapının sayesinde geniş
bir alan görülür. Ne kadar uzağa bakılsa gökyüzü görülür.
Yapının genel görünümü gösterişli ve genişçedir. Her ayrıntısı
ve çeşitli süslemeleriyle devamlı şekilde sâde ve uyumlu
bir etki sağlayabilir.
Mimar Sinan ile öğrencilerinin üstün zekâları
sayesinde mey- dana gelen güzel sanat eserleri içinde Osmanlı
Mimari usullerinin en gerçekçi olar~k görüldüğü yapı, Süleymâniye
Cami'dir.
Camii, Kantarcılar mahallesine bakan bir
tepe üzerinde Bâb-ı Vâlâ-yı Seraskeri (Genelkurmay Başkanlığı
bugünkü İstanbul Üniversitesi Rektörlük ve diğer binaları)
ile Bâb-ı Vâlâ-yı Fetvâ- penâhî (bugünkü İstanbul Müftülüğü
binası) arasındadır. Ulu bir görüntü ile göğe doğru uzanır.
Geniş avlusunda etrafa göz atıldığında Rumeli ve Anadolu
kıtaları ve İstanbul önünde birleşen iki deniz ve adalar
görülür. Biraz daha uzaktan ve havanın sisi için- den Keşi~
(Bursa Ulu Dağ) Dağı, açık bir havada Osmanlı'nın eski büyüklüğünü
düşündürür.
Böyle bir güzel görünüm insanın aklına
hoş düşünceler getirir. Süleymaniye Cami'nin oldukça sade
olan dış görünümü, son de rece güzel ve etkili hatları,
bulunduğu yerin güzelliğini tamamlar. İnsanın düşüncelerini
en doruk noktada kendisini yaratana ulaştırır. Süleymâniye
Camü 1556 yılında Kanûnî Sultan Süleyman ta- rafından yaptırılmıştır.
Avlusunun iki yanında minareleri vardır. Rivayete göre,
dört minâre, camii yaptıranın İstanbul'un fethin- den sonra
dördüncü hükümdar olduğunu gösterir. Minârelerin şerefelerinin
toplam sayısıda Kanunî Sultan Süleyman'ın Osman- lı Devleti'nin
kurucusu olan Sultan Osman Gazi'den sonra onuncu padişah
olduğunu belirtir. Cami ön kısmının iki yanındaki minarelerde
ikişer ve avlunun sonunda iki minarede de üçer şerefe olup
dört minarede toplam on şerefedir ve alt kısımlarında sarkaç
süslemeleri vardır.
Yine Cami'nin ön kısmıyla iki yanında
bulunan üç güzel k dan içeri girilir. Bu kapıların üstleri
yassı kemerlidirler. Kemerin üzerinde de süslü oymalar vardır.
Kubbenin etrafında yirmi dört kubbe ve bir o kadar da sütunlar
ile bir daire oluşur. Ön kısmında bulunan kapıya en yakın
olan iki sütun somaki taşındandır. Diğer sütunlardan sıra
ile onu sarı gül renginde mermer ve onu da beyaz mermerdendir.
Bu sütunların tamamı mücevherî mimarî yöntemi ile yapılmış
olup boşlukları beyaz mermerdir. Sarkaçların uçları dahi
süslenmiştir. Caminin çatısında yi: dört kubbe vardır. Kubbelerin
iç yüzeyleri yağlıboya üzerine çek motifleri işlenip süslenmiştir.
Ortada olan en büyük kubbe beyaz mermerden sarkaçlar ile
süslenmiş olup, sarkaçların ucu yaldızlıdır.
Caminin
iç kapısının yukarı kısmı üçgen şekilde, süslü beyaz mermerden
yapılmıştır. Üzerindeki süsleme son derece güzel olup görünüşü
dahi büyük yapılara örnektir. Kapı caminin bütün mimari
özellikleri ile son derecede uyumludur.
Cami binası ile 'avlunun duvarı arasında
eşit aralıklarda ve her iki tarafta iki küçük oda vardır.
Kapı aralığının pencereleri dik- dörtgen şekildedir. Ortalarında
mavi yüzey üzerine mineli çiniler ile süslenmiş bir kemer
bulunmaktadır. Bu kemerin üzerinde beyaz harflerle âyetler
yazılı levhalar vardır.
Kapının önünde avlunun ortasında üzeri
çinko kaplı ve birbiri- ne paralel dört yönlü, son derece
sade bir şadırvan yapılmıştır. Bunun güzel süslemeleri zümrüd
yeşili renkte boyanmış demir parmaklıklardır. Bu parmaklıkların
üzerindeki pervazlar beyaz mermerdendir. Bunların üzerinde
de büyük yaprak şekilleri bezenmiştir ki bu yaprakların
ortalan da zümrüt rengidir.
Avlunun tabanı tamamen beyaz büyük mermer
taşlarla döşelidir. Ancak caminin içine girilecek bölümde
kapı arasında yani, büyük kapının önünde çok güzel somakiden
yapılmış iki metre kadar çapında yuvarlak bir taş konulmuştur.
Her ne ise bu somaki taşın üzerinden geçilip
caminin içine girilir. Orada ilgi çekici olarak göze ilk
görünen şey caminin son derece geniş alanı ve yüksek kubbesidir.
Kubbenin tamamının üzerinde açık, mavi, beyaz ve sarı süslemeler
kaplıdır.
Bu renkler cami çok canlı bir şekilde
süslemektedir. İçten ve dıştan birçok işlemeler ve oymalar,
değerli mermerler ve fağfurî (porselen)ler vardır. Bu işlemelerde
beyaz ile mavi, özellikle be- yaz renk çoktur. Somaki ve
gül renginde granit sütunlar ve bazı kırmızı çizgiler süslemelere
uyumlu şekilde çeşni katarlar. İşlemelerin yaldızlan da
son derece sınırlı bir şekilde kullanılmış olduğundan yapının
ulu görüntüsüne zarar vermemiştir.
Büyük kubbeyi tutan dört büyük dirsek
vardır. Bunların, alt yanında da, giriş katı ile kadınlara
özel olan ve kare şeklinde caminin ortasına bakan mahfelin
bulunduğu yerin karşısında ikinci katın yan tabakalarının
dayandığı sütunlar bulunmaktadır.
Ortada bulunan dairenin etrafında üç yuvarlak
kat vardır. Ramazan ve bayram gecelerinde bunların parmaklıkları
üzerinde yakılan kandiller yıldız, çiçek ve yaprak gibi
şekiller oluştururlar. Bu katların birine kapının yanında
yapılmış iki merdivenden girilir. İki yüksek katdan biri
ortada bulunan büyük kubbenin al- tındadır. Yukarıda sözü
edilen kubbelerin üzerine de cami avlusunun dışından konulmuş
ağaç merdivenler ile çıkılır. Bu ikinci
katta insan hoş bir manevî duyguya kapılır.
Caminin içinde çıkan her çeşit ses (akustik) orada toplanır.
Caminin içinde herhangi bir tarafında al~ak sesle bile söylenmiş
olsa, her ne söylenirse orada duyulur.
İlgi çekici insanı şaşırtan diğer bir
özellik de mimarlara örnek gösterilebilir. Bunu da aşağıda
açıklayalım: Yeraltında birtakım yollar kazılıp üzerlerinde
birtakım kemerler yapılmıştır. Bu yollardan caminin içinden
dışarıda, Süleymâniye'nin bütün yan yapılarına su dağıtan
su depolarına gidilir. Süleymâniye Camii'nin mimarı ünlü
Mimar Sinan cami içinde devamlı hoş güzel bir hava bulundurmak
için bu yer altındaki yolları yapmıştır. Caminin ta- banının
orta kısmında yer alan bu yollar üzerinde tahtadan kapaklar
konularak aşağıdan gelen hava aracılığı ile caminin içerisinin
yaz mevsiminde devamlı serin ve kış mevsiminde sıcak olması
sağlanmıştır.
Süleymâniye Camii’sini süslemekte olan
levhaların tümü ünlü hattat Hasan Çelebi tarafından çizilmiş
ve yazılmıştır. Bu ünlü hattatın mezarı Sütlüce'de öğretmeni
olan kişinin yanındadır. Hasan Çelebi'nin güzel eserlerinden
olarak mavi zemin üzerine be- yaz harfleri oluşturan mineli
çiniler gerçekten övgüyle anlatılacak eserlerdir. Bu çinilerin
etrafı zümrüt mavisi renkte yaprak şekille- ri olarak mihrabın
iki tarafını süslerler. Sol tarafta bulunan minber gibi
mihrabın da beyaz mermerden yapılmış süslü sarkaçları vardır.
Minberi oluşturan mermer taşlar dört parçadır. Minberin
kapısıyla kanatlan birinin uzunluğu ve diğerinin yüksekliği
sekiz metre olarak tek parça mermerden yapılmıştır. Sağ
tarafta bulunan mahfel (Padişaha özel bölme)de beyaz mermerden
olup, mücevherî mimari yöntemi ile yapılmıştır ve uçlarında
süslü be- yaz mermerden başlıklar ile somakî sütunları vardır.
Bu mahfelde abdest almak için çok süslü iki musluk vardır.
Mahfelin kapısıyla tahtaları tamamen geometrik şekiller
oyulmuş ceviz ağacın- dandır. Yine aynı mahfelde bulunan
ceviz bir kürsünün üzerin- deki oymalar da son derece özenilerek
yapılmıştır. Caminin diğer tarafında hatib (din konularında
konu~san, bilgi veren)'in konuş- ma yeri vardır. Burası
sade olarak yapılmış ise de Padişah mahfeli kadar güzeldir
ve mücevherî yöntem ile yapılmıştır. Hatib mahfelinin arka
kısmında bir kütüphane yapılmıştır. Çok güzel bir parmaklık
ile ayrılmıştır. Bu parmaklığın onarımı Sultan I. Mahmud
zamanında Sadrazam Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Daha sonra bu parmaklık Ahmet Vefik Efendi tarafından tekrar
onarım yapılarak yenilenmiştir. Camiden dışarı çıkıldığın-
da diğer dış katların üslerinden geçilir. Bu katların en
a~ağıdaki olanı sıra ile kemer şeklindeki kubbeler ile yapılmıştır.
Bu kubbelerin bazıları yüksek ve bazıları da alçak ve dardır.
En yukarıdaki kubbe ise müstevî mimari yönteminde yapılmış
olup kemerleri aynı hizada dar ve yüksektir.
Kıble tarafında içinde gül ağaçları dikili
mezarlar vardır. Bunların ortasında çok güzel türbeler de
bulunur. Bunlardan camiyi yaptıran Padişahın (Kanûnî Sultan
Süleyman) türbesi de buradadır. Türbenin tanıtımı özel olarak
ayrıca yapılacaktır. Türbenin et- rafında gerek padişah
soyundan, gerek tarihte adı geçmiş ünlü kişilerden bazılarının
mezarları olduğu gibi ünlü Sadrazam Ali Paşa ile ailesi
de orada gömülüdür.
Süleymâniye Camii'nin mimarı olan Mimar
Sinan'ın mezarı bu anlatılan ünlülerin arasında olmayıp,
Caminin dış avlusu ile kendi zamanında Yeniçeri Ocağı olan
Bâb-ı Fetvâ-Penâhî (bugünkü
İstanbul Müftülüğü) arasında, kendilerine
özel, alçak gönüllüce bir güzel mezar yapmıştır.
Mimar Sinan'ın Yeniçeri (bir askerî sınıf)
komutanlarından olduğu ve uzun zaman onur ve şerefle mimar
oldukları sürece yeniçeriler sınıfında Hasekilik ulufesi
(ücreti) almış olduğu bilinmektedir.
Başlangıçta Osmanlı Devleti'nin askerî
gücünü en yüksek düzeye çıkarmış oldukları halde sonraları
devamlı ayaklanmalar ile hem padişaha hem de halka zararlı
davranışlarda bulunan Yeniçeri Ocağı, Sultan II. Mahmud
tarafından yüksek kararlılıkları ile kapatılmasıyla, geride
kalanlara yeniçerilerin adını hatıra getirecek bir iz ve
eser bırakmayıp herşeyiyle yok edilmiştir. Hatta Yeniçerilerin
mezar taşlarında bulunan imâme (başlıklar)leri kırılmıştır.
Ancak özel olarak Mimar Sinan'ın mezarına dokunulmamıştır.
Padişah Sultan II. Mahmud'un özel izinleri ile Osmanlı Mimarisi'nin
öncülerinden olan kişinin mezarı üstünde Hasekîlerin görülmeye
değer imâmelerinin şekli bugünde durmaktadır.
Süleymâniye Camii'nin yan yapıları İslâmi
bilimlerin öğretildiği özel bir mektep, dört yüksek okul
(medrese), bir lise, bir tıb mektebi, bir ilk öğretim mektebi,
bir aşevi ve öğrenciler için hastahane, bir hamam ve bir
akıl hastahanesinden oluşan külliyeden meydana gelir.
Peçevî Tarihi'nin 424. sayfasında anlatıldığına
göre Süleymâniye Camii'nin yapılmasında vekillere (hesap
görevlisi, muhasebeci) tarafından tutulan defter kayıtlarında
caminin yapım giderlerinin sekizyüzdoksanaltıbin sekizyüzseksen
üç (896.883) florin olarak gösterilmektedir. O zaman elli
tanesi bir kuruş olmak üzere elliüç milyon yediyüzseksenikibin
dokuzyüz (53.782.900) akçe karşılığıdır.
Kanunî Sultan Süleyman'ın zamanındaki
bir kuruşun zamanımızdaki gümüş Mecidiye ile elli kuruş
yirmiyedi paraya karşılık olacağı Mösyö Belen tarafından
tahmin olunduğuna göre Süleymâniye Camii’nin bütün yapım
giderleri şimdiki hesaplarla ve Sîm Mecidiye (bir para çeşidi)
karşılığı olarak ellidörtmilyon beş- yüzsekizbin dokuzyüzaltmışdokuz
(54.508.969) kuruşa ve yahut onmilyon dokuzyüzbin (10.900.000)
Frank'a ulaşır. Florin altmış akçe olarak hesaplanırsa yaklaşık
yine bu rakkam elde edilir.
Dinsel Yapılarımıza Dönüş